İçeriğe geç
Kutsal Emanet
Hâdimleri Derneği
Menü

KUTSAL EMANET HÂDİMLERİ DERNEĞİ

Kutsal Emanetlerin İstanbul’a Gelişi

1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi’nin ardından Kutsal Emanetler İstanbul’a getirildi ve asırlar sürecek bir hizmet geleneği başladı.

Kutsal Emanetlerin İstanbul’a gelişi, Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biri olan Mısır Seferi ile başlar. Yavuz Sultan Selim, 1516’da Mercidâbık’ta ve 1517’de Ridâniye’de kazandığı zaferlerle Memlük Devleti’ne son verdi; Mısır, Suriye ve Hicaz Osmanlı idaresine geçti.

Sultan Selim Kahire’de bulunduğu sırada Mekke Şerifi Berekât, oğlu Ebû Nümey’i bir heyetle birlikte huzura gönderdi. Heyet, Haremeyn’in anahtarlarını ve bazı mukaddes emanetleri sunarak Mekke ve Medine’nin Osmanlı himayesine girdiğini bildirdi.

“Hâkim” değil, “Hâdim”

Bu dönemle ilgili en çok anlatılan rivayetlerden biri, derneğimizin adına da ilham veren bir edep örneğidir. Rivayete göre Halep’te kılınan bir Cuma namazında hatip, hutbede Sultan Selim’i “Hâkimü’l-Haremeyn” (iki mukaddes şehrin hâkimi) diye andığında Sultan buna itiraz etmiş ve kendisinin “Hâdimü’l-Haremeyn”, yani iki mukaddes şehrin hizmetkârı olduğunu söylemiştir.

Bu unvan Osmanlı padişahları tarafından yüzyıllar boyunca taşındı. Emanetlere ve mukaddes beldelere bakış, bir sahiplik değil, bir hizmet ve hürmet ilişkisi olarak şekillendi.

Saraydaki yeri

İstanbul’a getirilen emanetler Topkapı Sarayı’nda, padişahın hususi dairesi olan Has Oda’da muhafaza edilmeye başlandı. Bu bölüm zamanla Hırka-i Saadet Dairesi olarak anılır oldu.

Emanetler koleksiyonu sonraki yüzyıllarda da genişledi. Hediye olarak gelen eserler, Kâbe’nin bakım ve onarımları sırasında değiştirilen parçalar ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında güvenlik amacıyla Medine’den İstanbul’a nakledilen kıymetli emanetler bu koleksiyona katıldı.